Ossessione kelimesi "saplantı" anlamına gelir. Bu şarkıda, sanatçı eski sevgilisine duyduğu yoğun ve takıntılı hisleri anlatmak için bu kelimeyi kullanıyor.
Şarkının bağlamında, "Come un'ossessione stanotte ritorni qui" (Bir saplantı gibi bu gece buraya geri dönüyorsun) dizesiyle, ayrılığa rağmen eski sevgilisinin zihninde ve fantezilerinde sürekli yer aldığını, adeta bir takıntı haline geldiğini ifade ediyor. Bu kelime, şarkının ana temasını ve duygusal yoğunluğunu çok iyi yansıtır.
Samurai Jay, İtalya’dan gelen bir sanatçı olarak bu şarkıda bitmiş gibi görünen ama zihinden çıkmayan, geceleri yeniden başlayan bir ilişkiyi anlatıyor. “Nulla è per sempre” [Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez] dese de karşı tarafın tenindeki kokusu hâlâ geçmiyor: “Ma il profumo tuo sulla mia pelle / Non passa mai” [Ama tenimdeki kokun hiç geçmiyor]. Eski sevgilinin başka birinin yatağında uyuduğunu düşünmek, hafta sonunu baştan sona birlikte geçirmek ve yalanlarla saklanan sosyal medya hikâyeleri anlatıcıyı iyice dağıtıyor. “Marò, che pena” [Aman, ne acı] ifadesi İtalyancada, özellikle güney İtalya konuşma dilinde kullanılan güçlü bir şaşkınlık ve yakınma ünlemi gibi duruyor. Sonra bir karar geliyor: “Ora penso a me” [Artık kendimi düşünüyorum].
Şarkının en akılda kalan fikri, bunun aşk mı yoksa bağımlılık mı olduğunun karışması: “Come un’ossessione stanotte ritorni qui” [Bir takıntı gibi bu gece yine buraya dönüyorsun] ve “Non è amore, è una malattia” [Bu aşk değil, bir hastalık]. Cuma günleri sevdiğini söylemesi, bu ilişkinin kalıcı bir bağdan çok geceye ve arzuya bağlı olduğunu gösteriyor. “Bailando contigo así” [Seninle böyle dans ederken] yalnızca bir saatliğine onu kendisininmiş gibi hissettiğini söylüyor; ardından “Una noche de sexo” [Bir gecelik seks] diyerek durumu oldukça açık ifade ediyor. İspanyolca “Ándale, ándale” [Hadi, hadi] sözü de fotoğraf isteme, ne giydiğini sorma ve dolunay altında buluşma sahnesine flörtöz, aceleci bir hava katıyor. Finaldeki “Devo correre...” [Koşmam gerek...] tekrarları hızlanma hissi verirken, “Facciamolo lento” [Yavaş yapalım] cümlesi bu tutkulu karmaşanın içinde kısa bir fren gibi geliyor.